Sosyalist Yönetim Şekli Nedir?
Bir Umut ve Kırılma Hikayesi
—
Bir Başka Dünyaya Adım Atmak
Kayseri’de, dar bir sokakta bir kafe var. Burası bana çok şey anlatan bir yer. Günün sonunda, kahvemi alıp pencerenin kenarına oturduğumda dışarıdaki manzara beni her zaman bir adım daha ileriye götürür. O gün bir de çok garip bir şey oldu. Saat tam 6.30’u gösterirken, elinde birkaç kitapla kafenin kapısından içeriye girdi biri. Siyah bir mont, hafif kararmış yüzü, gözlerinde beliren garip bir kararsızlıkla. Ama sonra her şey değişti. O kişiyle sohbet etmeye başladım, işte o an hayatımda bir kırılma yaşadım.
Sosyalist yönetim biçimi, bugüne kadar okuduğum kitaplarda, tartışmalarda hep “uzak” bir kavram gibi gelmişti. Ama işte o an, o kitapları elimde tutan adam bana, o kavramı başka bir şekilde gösterdi. Yavaşça anlattı bana, “Sosyalist yönetim nedir?” diye sorarken gözlerindeki derinlik birden fark ettiğim bir uçuruma dönüştü. Onun söyledikleriyle, bildiklerim arasında büyük bir uçurum oluştu. Ama ben de hep bu uçurumları sevmişimdir. Çünkü gerçeklik, bazen derinliklerde değil midir?
—
Toplumun Geleceği İçin Bir Arayış
Hep söylenen şeyler vardı, hatırlıyorum: “Sosyalizm, herkesin eşit olduğu bir düzen yaratmaya çalışır.” Ya da “Toplumun çıkarları, bireysel çıkarların önündedir.” Ama hepsi teorikti, soyuttu. O an, o adamla sohbet ederken, sosyalizmin sadece kitaplardaki tanımlar olmadığını, bir insanın gözlerinde yaşadığı bir arayış olduğunu fark ettim. Gerçekten de sosyalist yönetim, insanların birbirine daha yakın, daha samimi olduğu bir dünyayı hayal ediyor gibi görünüyordu. Ama ne yazık ki, gerçeğin başka bir yüzü de vardı.
Konuşmanın ilerleyen kısmında bana, sosyalizmin sadece işçilerin, emekçilerin eşitliği değil, aynı zamanda toplumun ruhunu, arayışını anlamaya çalışmak olduğunu söyledi. O anda bir şeyler yerle bir oldu içimde. Sosyalizmin hayalini kurmak, “eşitlik” kelimesiyle sınırlı kalmak, aslında çok dar bir perspektiften bakmak demekti. Evet, belki eşitlik önemliydi ama insanlar arasındaki bağları, dayanışmayı da gözetmek gerekirdi.
Ama bir diğer yandan, yüzleşmek zorunda kaldığım bir şey vardı. Toplumdaki bireysel çıkarlar, bazen o kadar güçlüydü ki, birlikte yaşamanın, birbirini anlamanın ve paylaşmanın önündeki engelleri fark etmek zor oluyordu. Ve işte bu, bir hayal kırıklığıydı. Bazen toplumların adaletli ve eşit olabileceği bir dünyanın mümkün olduğu hayaliyle uyandığımda, aslında ona biraz daha uzak olduğumu hissediyordum.
—
Hayal Kırıklığının İçinde Umut
Bir süre sonra, kafedeki o sohbet biraz soluklaşmaya başladı. Adam, kitabı masanın üstüne koyarak çıkarken, bana o gözlerle veda etti. Ama içimde bir şey değişmişti. Herkesin birbirine daha yakın olduğu, daha güvenli olduğu, birbirini sevdiği ve gerçekten önem verdiği bir dünyada yaşamak nasıl olurdu? İşte o an, sosyalist yönetimin o “büyük ütopyası”na doğru bir adım atmıştım. Hayal kırıklığımdan sonra, artık umudu daha net bir şekilde görüyordum.
Çünkü belki de en büyük sorun, adaletin, eşitliğin, ve insanların birbirine olan güveninin yavaşça kaybolduğu bir dünyada yaşamamızdı. Ama sosyalizm, bu kaybolmuş olanı yeniden yaratmak için bir yolculuktu. Birçok zorluğu vardı, elbette. Ama asıl mesele, bu ideallerin insanlar tarafından içselleştirilip yaşanabilir bir dünya haline gelmesiydi. Toplumda herkesin aynı haklara sahip olacağı, farklılıklara saygı gösterilecek bir düzen… İşte o an, içimde bir umut yeşermeye başladı.
—
Sonuçta: Bir Yolculuk Başladı
Bugün, bu yazıyı yazarken bir kez daha kafedeki o adamı hatırlıyorum. Sosyalist yönetim şekli, teorik olarak çok netti ama onu yaşayabilmek, tam anlamıyla onun içinde buluşabilmek çok daha karmaşıktı. Hayal kırıklığım hala içimde, ama bu, bana büyük bir şey öğretti: Umut bir yolculuktur. Sosyalizm de bir yolculuk. Bazen bu yolculuk boyunca düşeriz, hayal kırıklığı yaşarız, ama önemli olan yeniden kalkabilmektir. Sosyalist bir düzen hayal etmek, belki de sadece adalet arayışı değil, daha güzel bir dünya kurabilme inancıdır.
—
İçimden geçenleri düşündükçe, gözlerim biraz daha netleşiyor. Bu yolculuk, hala çok uzun. Ama artık her şey biraz daha anlamlı. Bir şeyler değişebilir, belki de hepimiz birer parçayız. Ve bu parçalar birleşirse, bir dünya değişir.