Okuyucularımıza “Kendini tanımaya ne denir” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Mirascreen ekibi olarak bizi okumaya devam edin!
Kendini tanımaya ne denir?
İlgili Makale: Kendini seven insana ne denir ?
Sabahın ilk ışıkları Kayseri’nin üstüne ağır ağır çökerken odamda uyanıyorum. Perdelerin arasından sızan solgun ışık duvarıma düşüyor; sanki biri gece boyunca içimde biriken düşünceleri oraya yazmış gibi. Gözlerimi açar açmaz elim otomatik olarak yatağın yanındaki deftere gidiyor. Her sabah aynı alışkanlık: önce düşünceler, sonra dünya.
Bugün yine aklımda tek bir soru var. Geceden beri içimde dönüp duran, uyutmayan o cümle:
Kendini tanımaya ne denir?
Bu soruyu ilk kez kendime sorduğumda yirmi üç yaşındaydım. Şimdi yirmi beşim. Arada iki yıl var ama içimdeki karmaşa azalmadı, sadece şekil değiştirdi. Daha sessiz, daha derin, daha yorucu bir hâl aldı.
Sabahın sessizliğinde kendime bakmak
Defterin ilk sayfasını açıyorum. Kalem elimde bir süre bekliyorum. Yazmak bazen konuşmaktan daha zor geliyor çünkü kâğıt hiçbir şeyi unutmaz. İnsanların aksine.
Kayseri’de sabahlar soğuk olur. Özellikle kışın, pencereden dışarı baktığımda nefesimin camda buğulandığını görürüm. O buğuya bazen yüzümü çizerim. Kendime benzeyen bir şey yapmaya çalışır gibi… Ama her çizdiğim yüz biraz eksik kalır.
Bugün içimde tuhaf bir ağırlık var. Hayal kırıklığı gibi ama tam değil. Daha çok kendime yetişememiş olmanın yorgunluğu.
Geçen hafta iş başvurusu yaptığım yerden dönüş gelmedi. Aslında bekliyordum, ama yine de insan beklediği şey gerçekleşmeyince içinde küçük bir kırılma hissediyor. O kırılma büyüyüp büyüyüp sessiz bir hayal kırıklığına dönüşüyor.
Deftere şunu yazıyorum:
“Belki de kendimi tanımaya çalışırken en çok kendimi kaybediyorum.”
Kalemi bırakıyorum. Bir süre sadece oturuyorum.
Çocukluğun izleri ve Kayseri sokakları
Çocukluğuma dair en net hatırladığım şeylerden biri, Kayseri’nin eski mahallelerinde koştuğum akşamüstleri. Hava soğuk olurdu, yanaklarım kızarırdı ama ben eve dönmek istemezdim. Çünkü koşarken hiçbir şey düşünmezdim. Ne geleceği, ne geçmişi.
Şimdi düşünüyorum da, belki de o zamanlar kendimi tanımaya en yakın olduğum andı. Çünkü hiçbir şey olmaya çalışmıyordum.
Bir gün annem bana “Ne olacaksın büyüyünce?” diye sormuştu. O zaman cevap verememiştim. Şimdi ise cevabım var gibi ama emin değilim. Çünkü cevaplar büyüdükçe netleşmiyor, bulanıklaşıyor.
Kendimi tanımaya çalıştıkça sanki içimde başka biri beliriyor. Ona bazen kızıyorum. Bazen de acıyorum. O kişi sürekli “daha iyi olmalısın” diyor. Ama neyin daha iyisi olduğunu söylemiyor.
Günlüklerimle kurduğum gizli bağ
Günlük tutmaya başladığımda on yedi yaşındaydım. O zamanlar sadece yaşadıklarımı yazardım. Şimdi ise hissettiklerimi kazıyorum kâğıda. Aradaki fark büyük.
Defterlerim doldukça kendimi daha çok tanıyacağımı sanıyordum. Ama her sayfa yeni bir soru açtı. Her cevap yeni bir boşluk bıraktı.
Bazen eski defterleri açıyorum. On sekiz yaşındaki halimle karşılaşıyorum. Daha cesur, daha öfkeli, daha umutlu biri. Ona bakınca içim sıkışıyor. Çünkü onun hayalleri vardı ve o hayallerin bazıları bugün hâlâ yerinde sayıyor.
O günlerde yazdığım bir cümleye tekrar rastlıyorum:
“Bir gün kendimi tamamen anlayacağım.”
Altını çizmişim. Yanına bir yıldız koymuşum. Sanki gerçekleşecekmiş gibi.
Şimdi gülümsüyorum ama içimde hafif bir sızı var.
Bir arkadaş sohbeti ve kırılma anı
Geçen gün bir arkadaşımla yürüyorduk. Kayseri’nin rüzgârı yüzümüze vuruyordu. O, yeni işinden bahsediyordu. Ben dinliyordum ama zihnim başka yerdeydi.
Birden bana döndü ve sordu:
“Sen ne hissediyorsun bu aralar?”
Cevap vermeden önce durdum. Çünkü o soru basit görünüyordu ama içinde çok şey vardı. Ne hissettiğimi gerçekten biliyor muyum?
“Bilmiyorum,” dedim. “Sanki sürekli kendimi arıyorum ama bulduğum şey hep eksik.”
O da sustu. Belki ne diyeceğini bilemedi, belki de benim içimdeki karışıklığı gördü.
O an içimde bir şey kırıldı. Ama bu kırılma kötü bir şey değildi. Aksine, uzun zamandır ilk kez kendime bu kadar dürüst olduğumu hissettim.
Kendimi tanımaya ne denir?
Belki de bu sorunun cevabı, hiçbir zaman tek bir cümle olmayacak.
Gece ve zihnin gürültüsü
Buna da Göz Atın: Kendi soy ismimi nasıl değiştirebilirim ?
Geceleri Kayseri daha farklı olur. Sokaklar sessizleşir, şehir kendi içine çekilir. Ama benim içim tam tersine kalabalıklaşır.
Yatağa yattığımda düşünceler başlar. Gün boyunca susturduğum her şey sırayla konuşmaya başlar.
“Yanlış mı yaptın?”
“Daha iyi olabilirdin.”
“Gerçekten bu mu hayatın?”
Bazen bu seslerden yorulurum. Yorganı başıma çekip uyumaya çalışırım ama zihnim uyumaz.
O anlarda kendime kızarım. Neden bu kadar düşünüyorum diye.
Ama sonra fark ederim ki, bu düşünceler beni ben yapan şeyler. Onlardan kaçtıkça daha çok büyüyorlar.
Bir gece defterime şunu yazıyorum:
“Kendimi tanımak, bazen kendime katlanmak demek.”
Umutla kırgınlık arasında
Hayatımın bu döneminde en çok hissettiğim şey iki uç arasında gidip gelmek: umut ve kırgınlık.
Bir gün her şey mümkün gibi geliyor. Yeni bir başlangıç, yeni bir şehir, yeni bir ben…
Ertesi gün hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi hissediyorum. Aynı sokaklar, aynı düşünceler, aynı bekleyiş.
Ama garip bir şekilde bu ikisi de beni ayakta tutuyor. Umut beni ileri itiyor, kırgınlık beni geride tutuyor. İkisinin arasında dengede kalmaya çalışıyorum.
Kendimi tanımaya çalışırken fark ettiğim şey şu oldu: İnsan sadece iyi yanlarından oluşmuyor. Karanlık tarafları da var ve onları kabul etmeden hiçbir şey netleşmiyor.
Bir aynada kendime bakmak
Bir sabah aynaya uzun uzun bakıyorum. Sanki ilk kez görüyorum kendimi.
Gözlerim yorgun ama içinde hâlâ bir şeyler arayan bir bakış var. Saçlarım dağınık, yüzümde gece uykusuzluğunun izleri.
Kendime soruyorum:
“Sen kim oluyorsun?”
Cevap yok.
Ama o sessizlik bile bir cevap gibi geliyor.
Belki de kendini tanımak, sürekli cevap aramak değil; bazen cevapsızlığı da kabul etmek.
Kendimi tanımaya ne denir?
Bu soru artık sadece bir düşünce değil, hayatımın bir parçası gibi. Sabah uyanınca, yürürken, otobüste camdan dışarı bakarken hep yanımda.
Bazen bu sorudan yoruluyorum. Çünkü net bir karşılığı yok. Ama belki de mesele karşılık bulmak değil.
Kendimi tanımaya ne denir?
Bence bu, insanın kendi içine attığı uzun bir yolculuk. Ne tamamen varılabilen bir yer, ne de biten bir süreç. Sadece devam eden bir şey.
Bazen kendimi buluyorum gibi hissediyorum. Sonra kayboluyorum. Ama her kayboluşta biraz daha farklı bir ben ortaya çıkıyor.
Ve belki de bu yüzden devam ediyorum.
Son değil, devam eden bir şey
Defteri kapatmadan önce son bir şey yazıyorum:
“Bugün kendime biraz daha yaklaştım ama tam olarak değil.”
Kalemi bırakıyorum. Pencereyi açıyorum. Kayseri’nin soğuk havası içeri doluyor.
İçimde hâlâ cevaplanmamış sorular var. Ama artık bundan kaçmıyorum.
Çünkü anlıyorum ki kendimi tanımak, bir sonuca ulaşmak değil; yürümeye devam etmek.
Ve ben yürümeye devam ediyorum.